TÜY BAKIMI VE FIRÇALAMA

Ekleyen: Derya KILIÇOĞLU  :  Katagori: Kedi

Tüy Bakımı ve Fırçalama 

Fırçalama

Kedi temizliği, gerek banyo gerek fırçalama olsun, sonuç olarak her kediyi mutlu eder. Özellikle fırçalama, kedilerin rahatlatan bir zaman dilimi geçirmelerini sağlar. Bir kediyi mutlu etmenin en kısa yolu onunla ilgilenmekten geçer. Kedi temizliği de onunla ilgilendiğinizi hissettirecektir. Kedi ne kadar özenli bakılıyorsa, kendisini o kadar iyi hissediyor demektir. Kabulettiği her hareketiniz, en iyi teşekkür dilekleriyle size geri dönecektir. Bırakın şımarsın. Ona harcayacağınız her an, kendi ruhsal sağlığınız için de kazanılmış demektir.

Fırçalama Yöntemleri

Kısa Tüylü Kediler
Amerikan kısatüylü, Amerikan teltüylü, İngiliz kısatüylü, Cornish rex, Singapur, Oryantal, Tonkinese, Kahverengi Havana, Korat, Ocicat, Siyam, Mavi Rusya, Chartreux, Pixie-Bob, Scottish Fold, Snow-shoe, devon Rex, Manx, Munchkin, Japon Bobtail. Bengal,

Fırçalama sıklığı: Haftada bir defa. Kullanılacak malzeme: Küçük dişli fırça, kauçuk fırça, kadife parça bez.

Fırçalama tekniği: Kauçuk fırça ile önce kedinin cildine masaj yapılır. Bu masaj kedinin gevşemesine yardımcı olacaktır. Masajı yuvarlak çemberler çizerek devam ettirebilirsiniz. Bunun için de fırçanın kenarını kullanmalısınız. Aynı şekilde devam ederek kedinin kafatasına kadar çıkın. Deriye okşama şeklinde darbelerde bulunun. Dokunuşlar nazik olmalı. Kedinin kafasına yapılan dokunuşların ardından, kuyruğuna doğru uzanın. Masajdan sonra diğer tarağa geçin.
Kısa dişli fırçayla önden arkaya doğru bir fırçalama tekniği kullanın. Kedinin kulak arkasındaki tüylerden başlayın, kuyruğuna kadar uzanın. Ardından kadife kumaşa geçin. Bu durumda tüylerin yine önden arkaya doğru silercesine yatırılmasını sağlayın. Bu işlem tüylerin parlamasını sağlayacaktır.

Orta ve Uzun Tüylü Kediler
Amerikan Bobtail, Amerikan Kıvırcık, Balinese, Birman, Egzotik, Himalayan, Javanese, LaPerm, Maine Coon, Uzuntüylü Manx, Uzuntüylü Munchkin, Norveç orman kedisi, Türk Van kedisi, Ragdoll, İran kedisi, Raga Muffin, Selkirk Rex, Sibirya, Somali, Türk Angora.

Fırçalama sıklığı: Orta ve zayıf tüylüler için, haftada iki defa. Uzun ve kalın tüylüler için haftada üç defa.

Kullanılacak malzeme: Kısa dişli bir fırça, paslanmaz çelikten tarak, yumuşak bir fırça. Fırçalama tekniği: İlk olarak kısa dişli fırçayı tüylerin ters istikametinde kullanacağımızı belirtelim. Kuyruk sokumundan itibaren fırçayı kullanarak, kat kat tabaka halinde tüylerin kalkmasını sağlayın. Kedinin kafasına kadar bu şekilde ilerleyin. Bu işlemi kedinin tam vücudunda tekrarlayın. Yanaklarına da küçük bir dokunuşta bulunabilirsiniz. Ardından paslanmaz çelik tarağı elinize alın. Tüylerin iyice içine soktuğunuz tarağı kedinin cildi üzerinde paralel çizgiler şeklinde hareket ettirmeye başlayın. Tarakla tüyleri yukarı doğru çekin. Bu işlem test işlemidir. Eğer kedinin tüyleri arap saçına dönmüş bir şekilde karışır ya da bir yana yığılırsa parmaklarınızla onları nazikçe ayırabilirsiniz. Son işlem olarak, kedinin tüylerini parlatmak amacıyla yumuşak fırçaya geçiş yapın. Bu nazik fırça ile tüyleri hafif şekilde yerine yerleştirin. Bir bez kullanır gibi kullanacağınız yumuşak fırça ile tüm vücudun üzerinden geçin.

Tüysüz Cinsler: Sphynx
Fırçalama sıklığı: Haftada bir defa. Kullanılacak malzeme: Küçük kauçuk fırça, yağ kurutucu şampuan, yumuşak ıslak bez.

Fırçalama tekniği: Sphynx’ler tüysüz kedilerdir. Ama onların da fırçalanmaya ihtiyaçları vardır. Küçük kauçuk fırça ile yapılması gereken, yumuşak darbeli masajlardır. Bu tarz fırçalarla yapılan masajlar kedileri olumsuz titreşimlerden koruyacak ve aktif haldeki foliküllerden kurtulmasını sağlayacaktır. Sphynx’ler fırçalanma ihtiyacı duymazlar ama özellikle banyoda fırçalanma masaj açısından çok önemlidir. Tüysüz kedilerde genel bir problem de cilt üzerinde biriken kirlerdir. Kat kat olan deri arasına giren bu kirlerin temizliği özen gerektirir. Yağ kurutucu şampuan kullanabilirsiniz. Çalkalayın ve kurutun. Kurutma işlemini bir havlu ile nazikçe yapmalısınız. En sonunda da parlatma işlemi için bebek bezi ile vücudunu silin.

Bakteriyel Deri problemleri ( Bakteriyel Dermatozlar )

Ekleyen: Derya KILIÇOĞLU  :  Katagori: Kedi, Köpek


Bakteriyel Deri problemleri ( Bakteriyel Dermatozlar )

Piyoderma yada bakteriyal dermatozlarla köpeklerde sık sık karşı karşıya kalırız. Bu tip enfeksiyonlara neden olan primer etken Staphylococcus intermedius’tur.  staphylococcus mukozaların özellikle de nasal , genital ve anal mukozaların doğal konakçısı olarak düşünülür ve derinin okşanması,tüylerin taranması veya diğer maniplasyonlar sırasında çevreye yayılır.

 

Bakteriyel deri hastalıkları kedilerde daha nadir görülür. Kedilerde görülen bakteriyel formlar genelde ısırık ve tırmalama sonucu gelişen subcutan (deri altı) apseler en yaygın formudur. Kedilerin superfacial (yüzeysel) ve deep (derin) deri enfeksiyonları çoğu zaman metabolik veya immunolojik hastalık sonucu gelişir. Derin piyodermalarda pek çok farklı aerobik ve anaerobik bakteriler üreyebilmektedir.

Piyodermanın nedenleri

Allerji: atopi ,pire ve gıda alerjileri vb

Ektoparazitler

Otitis externa (Dış kulak Yangısı)

Psikojenik Özellikle pati, kuyruk ve karın bölgesinde

Travma , ısırıklar, enjeksiyon reaksiyonları

Hiper yada hipotiroidizme bağlı sekonder olarak gelişen reaksiyonlar

İç hastalıkları: ürolitiazis yabancı cisimler vb

 

Tedavi:

Tedavi de veteriner hekim muayenesi ve konulan doğru teşhis çok önemlidir. Tedavi sürecinde bölgenin ventilasyonu (hava alması) için ,bölgenin kılları tıraş edilmelidir.

Olası nedenlergöz önünde tutulup ortadan kladırılmalıdır.

Yakalık veye bandaj uygulayarak kaşıma önlenmelidir.

 

Tedavide veteriner hekimin önerdiği şampuanlar, topikal merhemler ve terapotik ilaçlar düzenli kullanılmalı , tedavi süreci içinde rutin kontroller mutlaka yapılmalıdır.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 


Kedilerde Beslenme Ile Idrar Yolu Taşları Arasındaki Ilişki

Ekleyen: Derya KILIÇOĞLU  :  Katagori: Kedi

Kedilerde Beslenme Ile Idrar Yolu Taşları Arasındaki Ilişki

 

Kedilerde en sık görülen idrar yolu taşları struvite cinsi taşlar ve kalsiyum oksalat cinsi taşlardır. Tıpkı insanlarda olduğu gibi bazı kediler böbrek taşı oluşumuna daha yatkındırlar. Bu kedilerde beslenme biçimi, taşların oluşumuna elverişli ya da önleyici ortam yaratması açısından kritik önem taşır. Beslenmeyle alınan minerallerin idrarda kristallere ve taşlara dönüşmesini önlemek için öncelikle dengeli bir beslenme, idrar yoğunluğu, idrarın ph derecesi ve yeterli temiz su tüketimi son derece önemlidir.

Genel olarak struvite cinsi taşların önlenmesinde idrarın hafifçe asidik olması, yani idrar ph’ının 6,5 veya daha az olması gerekir. Zira struvite kristalleri ph<6,5 ortamda oluşamazlar, oluşan taşlar da da erir. (Bu nedenle struvite tedavisinde idrarı asitleştirici maddeler ya da bu maddeleri içeren prescription mamalar kullanılır.) Struvite kristallerinin oluşabilmesi ve birleşerek taşa dönüşebilmesi için;

* idrarda bu kristalleri oluşturan minerallerin belli oranda bulunması (ki bunlar beslenmeyle alınan minerallerdir),

* idrar ph’ın 6,5tan düşük,  max 6.5 civarında olması,

* bu minerallerin idrarda belli yoğunlukta-konsantrasyonda bulunması ve

* idrar kesesinde belli bir süre kalmaları gerekir.

Öte yandan kalsiyum oksalat taşlarının idrarın aşırı asit olduğu ortamda, yani idrar ph***8217;ının 6,0 – 6,4 arası olduğu durumlarda oluştuğu düşünülmektedir. Kalsiyum oksalat kristalleri ya da taşları eğer idrarla atılamıyorlarsa ameliyatla alınmaları gerekir çünkü idrarı aside ya da alkaliye çevirerek varolan kristalleri eritmek mümkün değildir.

İdrar phsını belirleyen başlıca faktörlerden biri beslenmedir. Sağlıklı bir kedinin idrar ph’sı 6,5 civarındadır. Bu hem struvite, hem de kalsiyum oksalat taşlarının oluşmasını önleyen bir ph seviyesidir. Et ağırlıklı beslenen bir kedinin idrar ph’sı da hafifçe asidik, 6,5-6,4 civarındadır. Kısacası bir kedi, yaradılışına uygun bir biçimde beslendiği takdirde idrar ph’s;ı zaten idrar yolu taşlarının oluşumunu önleyecek seviyede kalır.

İdrar yolu taşlarının oluşumunda bir başka faktörün de idrar yoğunluğu olduğunu söylemiştik. İdrar yoğunluğu ne kadar fazlaysa, idrarda kristale ve taşa dönüşebilecek minerallerin yoğunluğu da o kadar fazla demektir. Bir kedinin sağlıklı olabilmesi ve yaşamsal fonksiyonlarını yerine getirebilmesi için bu minerallere belli miktar ve oranlarda ihtiyacı vardır. İhtiyacı olan mineralleri vermekten vazgeçemeyeceğimize göre, idrar yoğunluğunu düşürmek, yani idrardaki su oranını artırmak ve mineral oranını düşürmek için kedinin SU tüketimini artırmak gerekir.

Su tüketiminin artırılması sadece idrar yoğunluğunu düşürmekle kalmaz, aynı zamanda kedinin daha sık idrarını yapmasını sağlar. Bu da, idrarda kristaller bulunsa bile bunların birikip birleşerek taşa ya da kuma dönüşmeden idrar kesesinden atılmalarını sağlar.

Kedilerin doğada avladıkları hayvanların yaklaşık % 70′i sudur. Kısacası kediler, beslenmelerinin yaklaşık yüzde yetmişini su oluşturacak şekilde evrimleşmişlerdir.  Öte yandan kuru mamadaki su oranı maksimum % 10 civarındadır. Bu nedenle kuru mamayla beslenen bir kedi, mama haricinde ne kadar su içse de günlük ihtiyacı olan yaklaşık 220 ml. suyu (4-4,5 kg. ağırlığındaki bir kedi) tüketmez. Dahası, et ağırlıklı beslenen bir kedinin idrarı kendiliğinden hafifçe aside dönerken, kuru mamayla beslenen bir kedinin idrarını 6,4 – 6,5 civarında tutabilmek için asitlendirici maddelerle takviyede bulunmak gerekir.

Hazır pet mamalarla beslenen kedilerin idrar ph’sının yükseldiği ve struvite taşlarına elverişli ortam doğduğu anlaşıldığında, kedi maması üreticileri mamaların bu hastalığa neden olabilecek içeriklerini değiştirme ya da azaltma yoluna gittiler. Bu amaçla mineral ve magnezyum oranları düşürülürken daha asit bir idrar oluşmasını sağlayacak methionine ve fosforik asit gibi maddeler eklendi. Bazı mama üreticileri alkali idrara yol açan kalsiyum tuzları yerine (CaCO3 gibi) idrarı asitlendirici olanları kullanmaya başladılar (CaCl2, CaSO4 gibi). Bu tür değişikliklerin ardından mamaların bir kısmı ambalajlarına  promotes/helps maintain urinary tract health (idrar yolu hastalıklarını önleyici) ibaresini koyduysa da ambalajında bu tür bir uyarı bulunmayan hemen her mamada aynı değişiklik yapılmaktaydı.

Ticari kedi mamalarındaki bu değişime paralel olarak o güne dek kedilerdeki idrar yolu taşlarının başlıca nedeni olan struvite taşlarına rastlanma sıklığında belirgin bir düşüş yaşandı. Ne yazık ki öte yanda kalsiyum oksalat cinsi taşlarda da olağanüstü bir artış görülmekteydi.

Kısacası asitlendirici maddeler içermeyen mamalarla beslenirken struvite taşları oluşmayan sağlıklı kediler, mamalardaki bu değişimle birlikte bu kez kalsiyum oksalat taşları oluşturmaya başladılar. Öte yandan metabolizmaları struvite taşlarının oluşumuna elverişli olan kedilerde ise asitlendirici mamalarla beslenmeye karşın su tüketimi artırılmadığı için struvite oluşumu devam ediyordu.

Özetle, taşların cinsi ne olursa olsun kedilerdeki idrar yolu taşlarının tedavisinde ve önlenmesinde en önemli unsur beslenme ve su tüketimidir. Doğru ve dengeli bir beslenme biçimi, yani et ağırlıklı ve yaklaşık % 70 ini su oluşturan bir beslenme biçimi,

* dengesiz alınması durumunda kristallere neden olan minerallerin gerekli miktarda (ne eksik, ne fazla) alınmasını sağlayacak,

* idrar ph’sını kristal oluşumunu önleyecek seviyede tutacak,

* idrar yoğunluğunu düşürerek idrarda kristale ya da taşa dönüşebilecek mineral bileşenlerinin yoğunluğunu azaltacak,

* idrar miktarını ve idrar yapma sıklığını artırarak bu kristallerin birikmeden atılmalarını sağlayacaktır.

not: kedinizin mama ve su kabı, kedinizin tuvaletinden uzak olmalı, kaliteli kuru mama kullanılmalı,  temiz ve taze su herzaman ulaşabileceği noktada olmalı.

FELİNE CALİCİVİRÜS(Kedilerin viral solunum yolu enfeksiyonu)

Ekleyen: Derya KILIÇOĞLU  :  Katagori: Kedi

Feline Calicivirus (Kedilerin Viral Solunum Yolu Enfeksiyonu)
Hastalık etkeni nedir? 

Özellikle yavru kedilerde ani ölümlere neden olabilen bulaşıcı viral bir hastalıktır.

Hastalık nasıl bulaşır?

Hastalığın özellikle solunum yolu ile bulaşması çabuk ve kolay yayılmasına neden olmaktadır. Ayrıca etken kedilerin tüm vücut atıklarında (salya, burun akıntısı, göz yaşı,idrar, dışkı) bulunabileceğinden bulaşma kolay olmaktadır.

Calicivirus enfeksiyonlarına aşılanmamış genç kediler arasında sıklıkla rastlanmaktadır.

Hastalık nasıl gelişir?

Hastalığın etkeni olan calicivirusların çok sayıda tipinin olması, kedilerde farklı hastalık belirtilerinin görülmesine neden oluşturmaktadır.

Caliciviruslara bağlı olarak kedilerde ;

Bronşitis
Bronkopnömoni
Enteritis gibi hastalıklar gözlenebilir.

Hastalığın belirtileri nelerdir?

Etkenin alınmasından kısa süre sonra ani olarak gelişen iştahsızlık ve yüksek ateş ilk belirtilerdir. Bu durumu takiben şekillenen durgunluk , göz yaşı ve burun akıntısı yanında ağız çevresinde, dil, damak, burun boşluğu ve pati altlarında ülseratif yaraların oluşmasıda karekteristik belirtilerdir. Ağız içindeki lezyonlar ağrı yaptığı için, bu tip kediler gıda alamaz. Ayrıca patilerde ülserli yaralar dışında yangı ve buna bağlı olarak topallama da görülebilir.

Calisiviruslar; kedilerde alınan virusun tipine bağlı olarak akciğerde pnömoni’ye neden olabilir. Bu durum özellikle yavru kedilerde depresyon, kusma ve ani ölümlere neden olmaktadır.

Nasıl önlem alabiliriz?

Hastalığın önlenmesi için en önemli şey aşılamadır. yavru kediler 60günü doldurduklarında aşılama yapılmalıdır. Böylece düşük maliyetlerle hem calicivirus enfeksiyonuna karşı bağışıklık sağlanmış hem de yavrunun sağlıklı bir şekilde büyümesini sağlamış oluruz.

Hastalığın ani gelişmesi ve herhangi bir spesifik tedavinin olmaması, hastalığın önlenmesinde koruyucu hekimliği ön plana çıkarmaktadır. Bu nedenle en etkin korunma yöntemi aşılamadır.

Hastalık etkenini almış kediler diğer kedilerden ayrılmalı ve genel hijyen kurallarına uyulmalıdır.

Sonuç

Hastalık görüldüğünde; oluşabilecek komlikasyonları önlemek ve destek tedaviyi düzenli sürdürmek şarttır. Tedavi sürecinde hastalık ortadan kalkmış görünse de tedavi tamamlanmalı mevsim geçişlerinde bağışıklık güçlendirici takviyeler yapılmalıdır.

yavrular mutlaka aşılanmalıdır çünkü calici virus enfeksiyonu (kedilerin viral solunum yolu enfeksiyonu) yavru kedilerde çoğu zaman öldürücü seyir izler.

çevrede enfekte kedi var ise mama ve su kapları mutlaka dezenfekte edilmelidir.

 

KEDİLERİN FİP(Feline infectious peritonitis) HASTALIĞI

Ekleyen: Derya KILIÇOĞLU  :  Katagori: Kedi

FIP Nedir?
Genel Bilgi 

Kedilerde FIP hastalığı, bir bağışıklık sistemini etkileyen bir rahatsızlık. FIP kısaltması bu hastalığa neden olan feline infectious peritonitis virüsün isminden geliyor. Feline infectious peritonitis, aslında corona virusün mutasyona dönüşmesi sonucu ortaya çıkan bir virüs. FIP hastalığı kediler için öldürücü bir hastalık, ne yazık ki hala çaresi bulunmuş değil. Hastalığın kesin tanısı otopsi ile konulabiliyor ve hastalığın teşhisi otopsi haricinde çok zor. Sadece farklı testlerden gelen sonuçlardan hareketle teşhis oluşturuluyor. Bu sebeple kedinize yapılan testin FIP şüphesine işaret etmesi halinde başka testlerle de desteklenmesi gerekiyor. (Bu yazımız içinde bu testleri de anlatmaya çalışacağız.) FIP hastalığının teşhisinde kullanılan testlerde bazen yanılmalar olabiliyor. Kedinize FIP teşhisi konması halinde hemen ötenaziyi düşünmemek gerekir. Ötenazi gerçekten çok gerekli olduğunda ancak veteriner hekim onayı ile verilebilecek bir karar. Bu yazımız içinde bu testleri de anlatmaya çalışacağız. FIP hastalığı şu ana kadarki bulgular çerçevesinde insana ya da başka bir hayvana geçmiyor, ama kedilerden kedilere geçiyor, yani kedi ailesi içinde bulaşıçı bir hastalık. (FIP, kedilerde görüldüğü kadar vahşi kediler arasında da görülüyor.)
Corona Virüsü

Coronaviridae ailesinden gelen ve hayvan familyasında görülen bir virüs ve hücre içindeki RNA’yı etkiliyor. Temelde üst solunum yollarını ve sindirim ve boşaltım sistemindeki organları etkliyor. Özellikle ilkbahar ve sonbahar aylarında bu virüs daha aktiftir. Corona virüsü kedilerin sıkça yakalandığı bir virüs. Kediler arasında yakın temasla geçiyor, virüsü kapan kedinin özellikle dışkısı ile yayılıyor. Kedilerin yaklaşık olarak %40′ı bu virüsü bir şekilde kapıyorlar. Kalabalık aileler şeklinde (barınaklarda, kedi üretim çiftliklerinde ya da 3′den fazla kedinin birarada yaşadığı evlerde) yaşayan kediler arasında ise corona virüsünü taşıyan kedi oranı % 80-90) Corona virüsü kapan bir kedinin bedenin de virüse karşı geliştirilen ve virüsü yoketmeye yönelmiş antibody’ler çoğalıyor. Testlerde antibody düzeyi (titer seviyesi) ölçülebiliyor. Genellikle ateş, ishal ya da halsizliğe sebep oluyor ve kedilerin bağışıklık sistemleri bir şekilde corona virüsünü yeniyorlar. Corona virüsü dışkıda asıl olarak bulunuyor ve sağlıklı bir kedi corona virüsü olan dışkıyla bir şekilde temas ederse tüy yalama sebebi ile virüs yutuluyor. Sindirim kanalına giren virus hayvanın bağışıklığına bağlı olarak çoğalarak enfeksiyona neden oluyor. Ama hava yoluyla (aerosol olarak)  da kedilerin bu virüsü kapmaları olası.

Corona Virüsü, Feline Infectious Peritonitis e Nasıl Dönüşüyor?

Kedilerin % 40 ı, birarada yaşayan kedilerin ise neredeyse % 80-90 ı corona virüsü kapmış olsalar da bu kedilerden bir görüşe göre % 2 sinde bir görüşe göre ise % 10 unda corona virüsü mutasyona uğrayarak öldürücü kedi hastalığı FIP e sebep olan feline infectious peritonitis e sebep olacak bir virüse dönüşüyor. Bu mutasyonun nasıl olduğu halen bilim dünyasının üzerinde en çok durduğu konuların başında geliyor. Virüs bilimi henüz bu soruyu kesin kanıtlarla açıklayamıyor. Corona virüsünü kapan kedilerin % 90-98 i virüsü basit sağlık rahatsızlıkları ile atlatırken geri kalanlarda ise virüs öldürücü bir başka virüse dönüşüyor.

Corona Virüsü Yok Edilemez Mi?

Corona virüsü çok güçlü bir virüs, dış ortamda (dışkı ile ya da salya ile saçıldığında) 4 ila 6 hafta arasında canlı kalabiliyor. Ev kedileri sokağa çıkmadıkça ya da bu virüsü kapmış başka bir kedi ile temaz etmedikçe bu virüsü kapmaz diye de kesin bir şey yok. Zira bizler de evimize bu virüsü dışarıdan taşıyabiliriz. Ayrıca kedimiz bir şekilde corona virüsü kapmışsa bu virüsün FIP e dönüşme olasılığı ne yazık ki var. Bir gün dönüşecek anlamında değil, % 1 ya da % 10 ihtimal dhilinde. Ama corona virüsü evde kullanılan temizlik maddeleri karşısında çok zayıf. Ev temizliğinde kullanılan deterjanlar, özellikle çamaşır suyu corona virüsünü öldürmeye yetiyor. Temizlikte 1 ölçü deterjana karşın 32 ölçü su karışımı corona virüsün temizliği için yeterli ölçü sayılıyor. Kedilerimizin yaşadığı yerlerin, özellikle tuvalet kumunun hep temzi olması corona virüsü ile mücadelede önemli. Zira virüsün çoğalması (özellikle kumda) kedilerin bağışıklık sistemi açısından tehlike arz ediyor. Ayrıca kedilerin virüs kapar endişesi ile sokağa salınmaması da başka bir ikilemi beraberinde getiriyor. Zira eğer kediniz corona virüsünü kapmış ve evde kalmaktan dolayı stres yaşıyorsa  sokağa çıkma yasağı FIP e davetiye çıkarabiliyor. Zira stres altında olan ve corona virüsünü kapmış kedilerde virüsün FIP e sebep olan virüse dönüşme olasılığı bulunuyor. Ama kediniz sağlıklı ise bu durumda sokağa çıkmak da corona virüsü kapma riskini doğal olarak taşıyor.

FIP Hastalığının Çeşitleri Nelerdir?

Beyaz kan hücrelerine girerek çoğalan FIP, kan yolu ile diğer organlara da yayılıyor. Bağışıklık sistemini çökertiyor ve özellikle üst solunum hastalıkları ile kedinin sağlığını kritik hale getiriyor. Hücre besin girişlerinin kapanmasına ve besin sıvısı taşınan damarların tahrip olmasına sebebiyet vererek hücrelerin aslında beslenme ihtiyacını da engelliyor. Hastalık 2 temel gruba ayrılıyor :

1) Islak FIP

2) Kuru FIP

Islak FIP

Kuru FIP�yle kıyaslandığında daha öldürücü ve kedi yaşamını daha hızla kısaltıyor. Hastalık bu türde daha ağır rahatsızlıklar yaratıyor. Kan damarlarına yerleşerek tahribat yaratıyor ve kan yolu ile taşınan sıvıların karın ve göğüs içine kaçmasına sebebiyet veriyor. Böylelikle karın ve göğüs bölgesine sıvı dolmaya başlıyor. Akciğerler üzerinde ciddi baskı yarattığı için solunum güçlüğü baş gösteriyor. Islak FIP�de antibody düzeyi oldukça yüksek (1500 üzeri) olup protein düzeyi 35 g/l aşıyor ise 35g/l’den yüksek ve albumin:globulin oranı <0.4 üzeri ise diğer klinik tanılarla birlikte Islak FIP teşhisi konabiliyor.

Kuru FIP

Islak FIP�ye göre daha uzun süren ve klinik gözlemlerde genellikle belirsizliğini koruyon daha sinsi bir FIP türü. Kilo kaybı, iştahsızlık, tüy renginde kalitesizlik, sarılık (gözünde ve tüyünde sararma), burun renginde açılma gibi belirtiler gösteriyor. Bazı Kuru FIP hastalarında gözde ciddi tahribatlar oluşuyor. Antibody düzeyi 1280 değer üzerinde oluşabiliyor.

FIP Hastalığı Hangi Yaş Kedilerde Görülüyor?

Aslında tam bir yaş kategorisi yok. Her yaş kedide bu hastalık görülebiliyor ama daha çok 6 ila 24 aylık kediler ile 5 ila 13 yaş arası kedilerde görülüyor. Özellikle 14 ila 15 yaş arası ya da üstü kedilerde ise daha sıkça görülüyor. Bu yaş dönemleri dikkate edilirse kedilerin bağışıklık sistem hastalıklarına daha fazla maruz kaldıkları yaşlardır.

Hamile Bir Kedi FIP ise Bebekleri De FIP Olur Mu?

Bu konuda kesin bir bilimsel bulgu söz konusu değil. Yani FIP�li kedi annenin hamilelik sırasında kedilerine FIP geçirme olasılığı üzerinde duruluyor ama kesin kanıt bulunabilmiş değil. Diğer taraftan dişi kedinin lohusalık döneminde FIP olması halinde yavrularına FIP�yi geçirme olasılığı daha fazla olasılık dahilinde görülüyor. Ama eğer lohusa kedi de corona virüsü yok ise anne sütündeki doğal antibody içerik yavru kedileri corona virüsüne karşı koruyor. Ama eğer anne sütü kalitesiz ya da yeterli değil ise yavru kedilerin corona virüsü kapması ve bunun da FIP�ye dönüşme olasılığı ne yazık ki söz konusu. Üzgünüz ki bu konuda da yapılan araştırmalar hala kesin bir sonuç söylemiyor.

Cinsiyet ve Irk Açısından FIP?

Dişi kediler ile erkek kediler kıyaslandığında FIP açısından gözle görülür cinsler arası bir farklılık görülmemektedir. Hem dişi kedilileri hem de erkek kedileri aynı ölçüde tehdit etmektedir. Kedi türleri açısından da FIP�ye yatkınlık gösteren kedi türleri tam olarak tespit edilmiş değildir. Ama bazı kedi türlerinin genetiksel olarak bağışıklık sistem hastalıklarına daha yatkın oldukları bilinmektedir.

Kedilerdeki FIP Hastalığı İnsanlara Da Geçer Mi?

Şu ana kadar böylesi bir bulgu söz konusu değil.

Kedilerdeki FIP Hastalığı Köpeklere De Geçer Mi?

Şu ana kadar böylesi bir bulgu söz konusu değil. Ama, FIP virüsü köpeklerde canine coronavirus�a benziyor. Ama köpeklerde bu virüs kedilerdeki gibi daha kritik sonuçlara sebep olmuyor.

FIP Olan Bir Kedide Lösemi De Görülebilir Mi?

FIP ve Lösemi sebepleri farklı virüsler olan iki değişik hastalık. FIP olan bazı kedilerde lösemi de görülüyor.

FIP Teşhisi Konulan Bir Kedinin

Aşı Programı Devam Etmeli Midir?

Uzmanlar bu soruya hayı yanıtını veriyorlar. Zira FIP bir bağışıklık sistem hastalığı olması sebebi ile bağışıklık savunması düşmüş bir bedene aşı verilmesi oldukça riskli bulunuyor.

FIP�e Karşı Bir Aşı Yok Mu?

Pfizer firması, FIP�ye karşı Primucell isminde bir aşı geliştirmiştir. Ama ne yazık ki aşılama şu anki bilimsel verilere göre kesin bir koruma sağlamıyor. Aşılamanın başarısının % 50-60�larda olduğu belirtiliyor. Ayrıca aşı 16 haftalık kedilerde kullanılabiliyor. Yani yavru kedileri FIP�den bu anlamda korumak için kalıcı bir çözüm bulunmuyor.

Ötenazi ve FIP

Ötenazi bir veteriner hekimin iznini gerektirir bir uygulamadır. FIP durumunda çok acılı durumlar ne yazık ki yaşanmaktadır ve kedi dostları kedilerinin acılarını dindirmek için ötenazi seçeneğini veteriner hekimlerinden talep edebilmektedir. Ama öncelikle FIP�nin teşhisinin son deree zor olduğunu ve bu hastalıkla mücadelenin zamanlara yayıldığını hatırlatalım. O sebeple kediniz ne kadar zor bir durumda olursa olsun veteriner hekiminizi ötenazi kararına zorlamamalısınız. FIP testlerinin (özellikle kan testlerinin) 2 ay sonra tekrarlanması önerilmektedir. En azından en kötü koşulda bile bu 2 ayı beklemeli ve veteriner hekiminizin sonuçları değerlendirmesine olanak sağlamalısınız. FIP hastası olmayan ve hatalı teşhis konulmuş kedilerin yurtdışında ötenazi ile yaşamına son verilmesi son günlerde hayvan hakları koruma örgütlerinin mahkemeye taşıdıkları bir konu olmaktadır.

FIP�de Başarı Hikayeleri Var Mı?

Bazı başarı hikayeleri var. Ama bu örneklerde kedinin gerçekten FIP olup olmadığı, yani atlattığı hastalığın gerçekten FIP olup olmadığı bilinemiyor. Ama genel olarak hastalığın ne yazık ki ölümcül olduğunda otoriteler birleşiyor. Yine de umudunuzu kaybetmeyin.

KÖPEKLERDE BURUNDA ERİTEMATOZ

Ekleyen: Derya KILIÇOĞLU  :  Katagori: Köpek

Systemic Lupus Erythematosus

Hastalığın nedeni nedir?

Özellikle iki yaş üzerindeki yetişkin köpeklerde sıklıkla görülen ve iskelet sistemi, deri, böbrekler, sinir sistemi başta olmak üzere bir çok sistemi etkileyen bir immun sistem hastalığıdır.

Hastalığın nedeni tam olarak belirlenememiş olmasına karşın, genetik faktörler, immun sistem bozuklukları, ilaçlar gibi bazı faktörlere bağlı olarak şekillendiği görüşü hakimdir. Hastalığın oluşumunda viral etkenlerin de rol oynadığı ve özellikle Collie ve German Shepdog ırkı köpeklerde hastalığın başlamasında önemli bir etken olduğu bilinmektedir.

Hastalığın gelişimi nasıldır?

Hastalığın oluşumunda, Tip 1 ve Tip 2 olarak adlandırılan iki gen etkindir. Tip 1 geni hastalığa yatkınlık oluşturur, Tip 2 ise hastalığın tipini belirler. Bu iki genin birlikte yaptığı etkiyle sistemik lupus erythematosus başlar. Dolaşım sisteminde antijen antikor kompleklerinin artması veya eritrosit, lökosit ve trombositlere özgün antikorların artışına bağlı olarak immun sistemde şekillenen bozulmalar nedeniyle bağışıklıkla ilgili yanıtların oluşumunda aksamalar şekillenir. Bu nedenle bağışıklık sistemi gerekli olan düzende çalışamaz ve bir çok farklı otoantikor üretimine neden olur. Bunun sonucunda vücutta pek çok sistem olumsuz etkilenir.

Hastalığın belirtileri nelerdir?

Hastalığın klinik olarak görülebilecek ilk bulguları, halsizlik, iştahsızlık ve zayıflama gibi diğer immun sistem hastalıklarında görülebilecek genel belirtilerdir. Ancak hastalığın spesifik belirtileri vücudun etkilenen sistemlerine bağlı olarak farklılıklar gösterebilir. Hastalığın seyri sırasında zaman zaman iniş çıkışlar gösteren değişken bir ateş sürekli olarak tespit edilebilir belirtilerden biridir.

İskelet ve kas sisteminin etkilendiği durumlarda görülebilecek karakteristik bulgu yürüme bozuklukları ve topallamadır. Adımlar isteksizce, sert ve kısadır. Eklemlerde şekillenen yangıya bağlı olarak zamanla bu belirtiler daha da artabilir. Eklem bölgesindeki bu yangı (polyarthritis) genellikle noneroziv (dokularda yıkımlanmaya neden olmayan) karekterdedir.

Deri lezyonları çoğunlukla ağız boşluğu, yüz bölgesi, kulak ile ayaklarda şekillenir ve dermatitis formundadır. Oluşan lezyonların simetrik oluşu dikkat çekici bir belirtidir. Oluşan lezyonlar başlangıçta hafif ülserler şeklindedir. Zamanla kabuklanma ve sızıntıların görülmesiyle birlikte tüy dökülmeleri de şekillenebilir. Derideki bu belirtiler bakteriyel bir deri enfeksiyonu şeklinde gelişir ancak hemen hemen her zaman antibiyotik tedavisine olumsuz cevap verir.

Hastalık genellikle otoimmun hemolitik aneminin gelişmesine neden olur. Sıklıkla görülen bu durumda burun kanaması, mukozalarda solgunluk, deride, ağız içi ve diş etlerinde nokta şeklinde kanama odakları şekillenebilir. Zamanla sarılık da şekillenebilmektedir.

Böbreklerin etkilendiği durumlarda klinik olarak görülebilen belirgin bulgu kanlı bir idrarın varlığıdır. Çoğunlukla glomerulonefritis şekillenmektedir.

Hastalığın yaygın olmayan ancak spesifik belirtileri ise pleuritis (gögüs boşluğunu ve akciğerleri örten zarın yangısı), merkezi ve çevre sinirlerde hasar veya yangı, kalp kası ve kalp zarında yangı ile birlikte vücudun tüm kaslarında yangı ve güçsüzlüktür.

Sonuç

Hastalık vücutta bir çok sistemi etkilediğinden klinik belirtiler oldukça değişken ve çeşitli olabilir. Bu nedenle teşhisi oldukça güçtür. Hastalığın teşhisi için özel testlerden faydalanılmalıdır.

Tedavisi medikal olarak yapılabilir. Erken dönemlerde tespit edilmesi hastalığın gelişiminde olumlu sonuç alınması yönünden faydalıdır. Tespit edildiği andan itibaren hastalar herhangi bir bakteriyel enfeksiyondan korunmalıdır.

Özellikle böbreklerin etkilenmiş olduğu ilerlemiş vakalarda üremi şekillenmesine bağlı olarak ölümler görülebilir.

KÖPEKLER TUVALET EĞİTİMİ

Ekleyen: Derya KILIÇOĞLU  :  Katagori: Köpek

Yavru köpeğin tuvalet alışkanlığını kazanması zaman alır. İki, üç aylık yavrudan tuvalet alışkanlığını kazanmasını kimse bekleyemez. Köpeğin tuvaletini nereye yapacağını öğrenmesi bazen altı aylık olana kadar, bazı ırklarda bundan da fazla sürebilir. Bazı kişiler İki, üç aylık yavruyu eve getirdikten sonra üç, beş günde tuvaletini öğrenmesini beklemektedirler. Bu imkansızdır. Köpeğin kasları güçlenmediğinden istese de tuvaletini tutamaz ve geldiği zaman yapmak zorundadır.
Bebeklerin de yürümeye başladıktan sonra altları bezlenmektedir, onlarında tuvalet alışkanlığını kazanmaları için belli bir süreye ihtiyaçları vardır. Bana çok sayıda e-posta ile bu konuda soru gelmekte ve yeni yavru alanlar köpeğin tuvaletini öğrenemediğinden ve evdeki pislikden şikayetci olmaktadırlar. Yavru büyütürken bu pisliğe katlanılması gerekmektedir. Eğer köpeğin tuvaletini öğrenene kadar geçecek olan üç, beş ay içinde bunlara dayanamayacaksanız yavru köpek almamalısınız.

Tuvalet eğitimine başlanmadan önce köpek sahibinin bilmesi ve daima göz önünde bulundurması gereken, köpek davranışlarını doğru olarak anlamak ve olayı köpeğin bakış açısından görmekdir. Köpek doğru ve yanlışı sadece tehlikeyi ve emniyeti öğrendiği zaman algılayabilir. Bir yerde köpek için doğru yada yanlış yoktur. Köpek kendisi için tehlikeli olarak bildiği şeylerden kendini sakınır, emniyetli olarak gördüklerini ise uygular. Köpeğe verilen ödüller, pozitif pekiştirmeler ona emniyeti; pozitif cezalandırmalar, negatif pekiştirmeler sakınması gerekenleri öğretir.
Tuvalet eğitimi sırasında köpeğin tuvaletini yaptığı yer istenmeyen bir yer ise ve buraya tuvaletini yaparken yakalanmış ve cezalandırılmışsa bu yer onun için tehlikeli olarak algılanır. Bunun aksine tuvaletini yaptığı yer istenilen bir yer ise ve yaptığı anda ödüllendirilirse veya hiçbir ceza görmezse burası da onun için emniyetli bir yer olarak algılanır. Bunun yanında cezayı ve ödülü veren sahibin köpeğin tuvaletini yaptığı an yanında ve ona görünür olması veya olmaması köpeğin, sahibinin yokluğunda veya varlığında durumu emniyetli veya tehlikeli olarak algılamasına da yol açar.
Bir kaç örnek vermek gerekirse köpek oda da tuvaletini yaparken yakalanıp cezalandırılırsa sahibinin yanında odaya tuvaletini yapmayı tehlikeli olarak algılayacaktır. Fakat sahibi oda da yokken yaparsa doğal olarak anında cezalandırılamayacağı için oda da sahibinin yokluğunda tuvaletini yapmayı emniyetli olarak algılayacak ve sahibinin yokluğunda tuvaletini yapmaya devam edecektir. Oda da sahibi varken gidip masanın altına veya koltuğun arkasına tuvaletini yapatığında ise sahibi tarafından görülmeyeceği için anında cezalandırılamıyacak, bu durumda da köpek oda da sahibi olsa bile masa altına ve koltuk arkasına tuvaletini yapmayı emniyetli olarak algılayacak ve yapmaya devam edecektir. Köpeğin tuvaletini yapmasını istediğimiz yer evin dışında ise her tuvaletini yaptığında ödüllendirilmesi ve bu davranışının pekiştirilmesi köpeğin dışarısını emniyetli olarak algılamasına neden olacaktır.
Tuvalet eğitiminde başarılı olmanın şartı köpeği devamlı gözetim altında tutmak ve tuvaletini yapacağı an anında müdahale etmektir.
Köpeğinizi tuvaletini yapmak için dışarı çıkardığınız zaman onunla oynamamanız, gezmeye başlamamanız gerekmektedir. Köpeğin çişini ve kakasını yapana kadar bekledikten ve yaptığı anda ödüllendirdikten sonra oyuna ve gezmeye başlamanız köpeğin yaptığı bu davranışın arkasından ödül, oyun ve gezinti geleceğini bilmesi, evin dışına yaptığı tuvaletinin pekiştirilmesine neden olacaktır. Eğer köpeği dışarı çıkardığınızda önce gezdirir ve oynar tuvaletini yaptıktan sonra da alıp eve götürürseniz, köpek dışarı tuvaletini yapmasını oyunun bittiği ve eve girilme zamanının geldiği olarak algılayacağından dışarıda yapılan bu davranış pozitif pekiştirilemiyecek, hatta negatif cezalandırmaya dönüşecek ve dolayısıyla her dışarı çıktığında tuvaletini yapmakta gecikecek belkide sizin bu süreyi beklemeyip köpeği içeri almanıza neden olacaktır.
Yukarıda anlatılanlardan da anlaşılacağı gibi köpeğe tuvalet eğitimi verilirken her eğitimde olduğu gibi istenen davranışlar ödüllendirilip pekiştirilecek ve istenmeyen davranışlarda daha yapılmadan önlenecek veya görmezlikten gelinecektir.
Köpeğin tuvaletini istenilen yerde yaptığı zaman ödüllendirilmez ise bu tuvalet eğitimi olmaktan çıkıp köpeği kendi başına bırakmak olur. Eğitimde mutlaka ödüllendirme (pekiştirme) olmalıdır.
Köpeğe vereceğiniz tuvalet eğitiminde uyulması ve uygulanması gereken bazı yöntemler ve araçlar vardır. Bunların başında kafes eğitimi gelmektedir.

KAFES EĞİTİMİ
Kafes yöntemi tuvalet eğitiminde en etkililerinden biridir. Kafesin boyu köpeğin ırkına göre büyüdüğü zaman bile içinde rahatca yatabileceği bir boyda olmalıdır.
Kafes ile tuvalet eğitiminde kafes köpeğe pozitif pekiştirme ile tanıtılmalı, köpeğin kafesi sevmesi sağlanmalı ve içine girmeye istekli hale getirilmelidir. Kafesin içine yumuşak bir bez, battaniye konulmalı ve köpeğin yatarken rahat etmesi sağlanmalıdır. Köpek ilk olarak kafesin yanına getirildiğinde kapısı açık bırakılmalı ve köpek kesinlikle içeri sahibi tarafından konulmamalıdır.
Köpeğin sevdiği bir oyuncak köpeğe gösterilmeli ve sonrada bu oyuncak kafesten içeri atılarak köpeğin girip alması beklenmelidir. Köpek kafesten ürkebilir ve girmeyebilir. Bu durumda oyuncak sadece kafesin hemen kapısı önüne atılmalı ve oradan köpeğin alması beklenilmelidir. Daha sonra oyuncak yavaş yavaş daha içerilere atılıp köpeğin almasına olanak tanınmalıdır. Köpek oyuncağı almak için kafesin içine girmeye başladığı zaman köpeğin alışmış olduğu cesaretlendirici sözler söylenmeli, el içeri sokulup köpek sevilmelidir bu esnada köpek içeri girdiği zaman içeri atılacak ödül mamaları ile köpeğin içeri girmesi pekiştirilmelidir. Kafesin kapısı kesinlikle köpeğin üstüne kapatılmamalı ve bu işlemler köpek devamlı olarak kendi isteği ile kafesin içine girip çıkarak oynamaya devam edene kadar devam edilmelidir. Köpeğin mama vakti geldiğinde köpek gene bir oyuncak atılarak kafesin içersine gönderilmeli arkasından mama tası kafesin içersine, kapının yanına konmalı ve köpeğin kafes içindeyken mamasını yemesi sağlanmalıdır. Yemeğini bitiren köpek çağrılmalı ve dışarı çıktığında tuvaletini yapacağı yere götürülmelidir. Köpeğin yemeğini yedikten sonra içerde kalmasına ve buraya tuvaletini yapmasına kesinlikle müsade edilmemelidir.
Bu şekilde köpek kafesi iyice tanıdıktan ve alıştıktan sonra kapısı köpek içeride iken kapatılabilir. Kafesin kapısı kapatılırken köpeğin gene içeri kendinin girmesi sağlanmalı ve yanında oyuncağının bulunması gerekmektedir. Köpeğin kapısı kapalı kafeste ilk defalar fazla kalmasına müsaade edilmemelidir. Sahibi kafesin yanında bulunmalı ve 3-5 dakika sonra kapıyı açmalıdır. Köpek dışarı çıkarsa bir müddet dışarıda oynayıp sonra tekrar köpeğin içeri girmesi sağlanmalı ve kapı tekrar kapanmalıdır. Bu işlemlere sık sık devam edilmeli ve köpeğin içeride kalma süresi yavaş yavaş arttırılmalıdır. Köpeği kafesin kapısı kapalı iken içerde kalmaya alıştırırken sahibi kafesin yanından ayrılmamalıdır. Köpeğin yaşı ne kadar küçükse, kafeste kalma süresi de ona göre az olmalıdır. Eğer 2 aylık kadar bir köpeğiniz varsa en fazla yarım saat kafeste bırakabilir ve zamanla bir saate kadar çıkarabilirsiniz. Önceleri her yarım saatte bir köpek dışarı çıkarılmalı ve tuvaletini yapmasına, oynamasına izin verilmelidir. Kafes gün içerisinde sahibinin devamlı görebileceği evin uygun bir yerinde olmalıdır. Örneğin mutfağa veya sık oturduğunuz bir odaya konabilir. Mutfak ve bu gibi bir odaya gün içinde sıklıkla gireceğiniz için köpeği kafes içinde izlemek rahat olacaktır. Kafesin geceleri sahibinin yattığı odaya alınması faydalıdır. Kafes içinde kalma sürelerine gecede uyulmalıdır. Fakat geceleri süreler daha uzun tutulabilir. Sabaha karşı erken uyanan köpek kafeste izlenmeli ufak seslerle mızmızlanmaya başladığı zaman kafesin yanına gidilmeli fakat hemen kapısı açılmamalıdır. Bir süre beklenmeli köpeğin sesini kestiği an kafes dışına alınmalıdır. İleride her ağladığı zaman kafesten alındığının farkına varan köpek bunu kafesten çıkmak için kullanabilir ve dışarı çıkmak istediğinde devamlı kafes içinde bağırabilir.
Yavru köpek kafesine alışıp kendi kendine girip çıkmaya başladıktan sonra kafesin kapısı artık kapanmayıp kafesin etrafı çevrilerek kafes de içinde olmak şartı ile köpeğe bir alan bırakılmalıdır. Bu alan içersine de kafese en uzak olan yere gazete kağıdı konmalı, kafese yakın yere ise köpeğin mama ve su kabı konmalıdır. Köpek bir müddet sonra gazete kağıdına kaka ve çişini yaparken kafesi sadece yatmak için kullanmaya başlıyacaktır. Bu yöntem özellikle köpeği fazla izleyemeyenler için daha iyi bir yol olacaktır. Eğer kafesi çevreleyecek çit gibi bir şey bulmazsanız evdeki küçük bir odayı da kullanabilirsiniz. Bu odaya yukarıda tarif ettiğim gibi kafesi yere sereceğiniz gazeteden uzak bir yere koymanız gerekir ki yavru yattığı yer ile tuvaletin yapılacğı yeri ayırt edebilsin. Oda da yerlerde halı, kilim gibi herhangi birşey olmamalıdır. Köpekler genelde tuvaletini yumuşak bir yere yapmak ihtiyacındadırlar. Onun için yerde gazeteden başka birşey olmazsa gidip onun üzerine yapmak isteyecektir. Yurtdışında evcilhayvan mağazalarında bu iş için çimlendirilmiş topraklar satılmaktadır. Bu çim tuvalet eğitimi için daha elverişlidir. Eğer imkanınız varsa sizde bulacağınız uygun bir kaba çim ekip kullanabilirsiniz.

KAFES ANNE YANINDAN AYRILMIŞ 2 AYLIK KÖPEKLER İÇİN UYGUNDUR. BAZI KÖPEK SAHİPLERİ 2 – 3 YAŞINDA DAHİ EVE TUVALETİNİ YAPAN KÖPEKLERİ KAFESE KOYARAK TUVALETİNİ TUTMASINI ÖĞRENECEĞİNİ SANMAKTADIR. BU KÖPEKLERİN BAŞKA SORUNLARI VARDIR. KAFES KÖPEKLERE TUVALET EĞİTİMİ VEREN SİHİRLİ BİR ARAÇ DEĞİLDİR. EĞER KAFESİN NASIL KULLANILACAĞINI ANLAMAMIŞSANIZ KULLANMAYINIZ. KÖPEĞİNİZİN DAHA DA KÖTÜ DURUMA GELMESİNE NEDEN OLURSUNUZ. EVDE GÜN BOYUNCA YALNIZ KALAN KÖPEKLER İÇİN KAFES KULLANMAYINIZ. KAFES İLE TUVALET EĞİTİMİ SAHİBİ GÜN BOYUNCA BAŞINDA DURAN KÖPEKLER İÇİN UYGUNDUR.

KAFES EĞİTİMİNE ALTERNATİFLER
Kafesin mümkün olmadığı zamanlar başka alternatif metodlarda uygulanabilir. Bu durumda köpeğe kafes gibi içinde bulunduğu sürece rahat edeceği, içinde bulunmaktan hoşlanacağı kısıtlı bir alan hazırlanır. Bu kısıtlı alan kafes eğitiminde olduğu gibi bir işlev görecektir. Bu alanı evde yaratmak bir yerde sizin yaratıcılığınızada kalmıştır. Örneğin evde bulunan ve köpeğin üzerinden atlayıp geçemeyeceği büyüklükteki bavul ve çantalarla bu kısıtlı alanı yaratabilirsiniz. Köpeğin rahatca yatıp kalkabileceği, dönebileceği bir alan bırakacak şekilde bavulları duvarın kenarına bir dörtgen olacak şekilde yerleştirin. Altına aynı kafeste yaptığınız gibi rahat bir şeyler hazırlayın. Bu alanın bir köşesini sanki kapı gibi aralık bırakın. Bütün bu hazırlıklardan sonra uygulayacağınız işlemler yukarıda kafes metodunda anlattığımın aynısı olacaktır sadece kafes yerine bu hazırladığınız yeri kullanacaksınız. Ben bahçede bakacağım bir köpeğime tuvalet eğtimini evin giriş holünde odunlarla hazırladığım ve önüne de kontrplak bir plakadan kapı koyduğum bir alanda vermiştim.
Kafes eğitiminde bebekler(insanlar) için olan parklarıda kullanabilirsiniz. Yalnız burada dikkat etmeniz gereken parkın parmaklık aralarının fazla geniş olup köpeğin çıkmak için boynunu bu parmaklıklara kıstırmamasıdır. Ayrıca bu park ahşap ise ağacı kemirmemesine de dikkat edilmelidir. Bebek parklarının yapısında köpekler için yapılmış büyük üstü açık tel kafeslerde vardır bunlarıda kullanmak başka bir seçenek olabilir.
Bunlardan hiç birini yapmanız mümkün değilse mutfak veya banyo gibi bir yeride kafes niyetine kullanabilirsiniz. Bu iş için mutfak en uygunlarından biridir. Mutfağın veya banyonun bir kısmına yukarıda anlattığım gibi köpeğin rahatca yatacağı yumuşak bir yer hazırlayın bu yer mutfak veya banyonun bir köşesinde az gidilen bir yerde olursa ve önüde bir dolap veya yukarıda anlattığım gibi bir çanta vs. ile köpeğin geçmemesi için kapatılabilirse daha iyi olur. Köpek bu alanlara yukarıda kafes metodunda anlatıldığı şekilde alıştırılmalıdır. Bu gibi yerlerde köpeğin yattığı yere yakın bir gazete açılarak serilirse ve köpek tuvaletini yapacağı zaman alınıp bu gazetenin üzerine konulursa kısa zamanda tuvaletini buraya yapmasını öğrenir. Gazete köpeğin yattığı yere çok yakın olmamalı, bu nedenle tuvaletini yattığı yere yapıyormuş gibi algılamamalıdır.
Köpek kafeste veya sonradan hazırlanmış bu tür alanlarda geçirdiği süre içinde kendini oyalayabilmeli ve bu yerlere kendi isteğiyle, hoşlandığı için girmelidir. Bunu sağlamakda sizin sabrınız ve pozitif pekiştirme ile olabilir.

CEZALANDIRMA
Ceza istenmeyen davranışı yok etmez. İstenmeyen davranışı; ödülün kaldırılması veya söndürme (extinction) dediğimiz davranışın pekiştirilmemesi sonucu yavaş yavaş unutulması ve yapılmaması yok eder. Ceza istenmeyen bir davranış için uygulandığı zaman geçici bir süre için o davranışı durdurur fakat uzun süreli bir etkisi yoktur. Köpek kısa sürede cezayı verenin yanında cezalandırıldığı davranışı yapmamayı öğrenip cezayı verenin yokluğunda aynı davranışı yapmaya devam etmeyi öğrenecektir. Tuvalet eğitiminde köpeğin evde yalnız olduğu zamanda tuvaletini yapmamasını istediğimizden ceza bu durumda eğitime bir yarar getirmeyecektir.
Sahibi köpeği eğitirken mümkün olduğu kadar köpeğine iyi adam olarak görünmelidir. Cezanın uygulanması bunu engelleyecektir. Tuvalet eğitiminde köpeğin tuvaletini istenilen yerlere yaptığı zaman yeteri kadar ödüllendirip bu davranışı pekiştirilerek, davranış bu alanlarda güçlendirildikten sonra ev içinde yasaklı yerde tam zamanında yakalanan köpek tuvaletini yapmadan engellenmelidir. Bu köpeğe ceza vererek yapılmamalıdır. Yani köpeğinize vurmayın, bağırmayın, azarlamayın sadece köpeğinizi eğer istemediğiniz bir yerde tuvletini yapmaya teşebbüs ederken gördüyseniz onu korkutmadan el çırparak veya köpeğin dikkatini çekecek bir ses çıkararak engellemeye çalışın eğer bunu başarmışsanız ve köpek tuvaletini yapmayı bırakmışsa hemen köpeği bu yerden alarak tuvletini yapması gereke yere götürünüz ve orada yaptığı zaman sevip ödüllendirin. Köpek tuvaletini yapmadan tam yaparken engellenmelidir. Bu zamanlamay çok dikkat edilmelidir. Tuvaletini yapacak köpek eğilerek, biraz da bacaklarını açarak pozisyon alır, tam bu pozisyonda daha tuvaletini yapmamışken engelleyebilirseniz başarılı olursunuz. Köpek tuvaletini yapmaya başladıktan sonra yapcaklarınız etkili olmaz bundan sonra köpeğe mudahale etmek gereksizdir.

TUVALET EĞİTİMİNDE CLICKER KULLANMAK
Cliker yüklenmiş bir köpeği clikerı kullanarak istediğiniz davranışlarını pekiştirebilir, işinizi kolaylaştırabilirsiniz.
Köpek dışarıda istenilen yere çiş veya kakasını yaparken bittiği an clikera basıp ardından yiyeceği verilerek davranışı pekiştirilir. Ev içinde eğer kafes kullanılıyorsa köpeğin kafese alıştırılma aşamasında cliker yararlı olacaktır. Yukarıda anlatıldığı gibi köpeği kafesin içine girmesi için zorlamayın kafesin içerisine atılacak bir oyuncağı takip eden köpek kafesin içine girdiği an clikera basın clikerın sesini duyan köpek yiyeceği bekliyeceğinden arkasından elinizi kafese uzatarak yiyeceğini verin. Bu işlemi defalarca yaptıktan sonra köpek yiyecek almak için kafesin içine kendide girip çıkmaya başlıyacaktır her girişinde clikera basıp yiyeceği verilmelidir. Köpek davranışı yeteri kadar uygulayıp otomatikleştikten sonra artık buna bir cue “yerine” ekleyebilirsiniz. Köpek içeri girmek için kafese doğru giderken tam kafesin önüne geldiği zaman “yerine” denilip içeri girdiği an clikera basılıp yiyeceği verilmelidir. Bu işlemlerde yeteri kadar tekrar edilirse köpek kafesin yanındayken “yerine” denildiği zaman içeri girdiği görülür. Bu durumdada köpek içeri girdiğinde clikera basıp yiyeceği verin. Köpek yiyeceği almak için clik sesinden sonra kafesten çıkmak isteyecek, sizin elinizi arayacaktır. Buna davranış iyice yer edene kadar devam edin. Daha sonra içerde kalış süresini uzatmak için “yerine” dedikten ve köpek içeri girdikten sonra clikera hemen basmayıp 3-5 saniye bekleyin köpekde içeride davranışın bitmesi için clik sesini bekleyecektir. Clikera bastıktan sonra tekrar yiyeceği vererek bu şekilde yaptıklarınıza devam edin ve giderek clickera basma süresini yavaş yavaş uzatın.

Sahibi sabah işe gidip akşam eve gelen ve gün boyunca evde yalnız kalan bir yavru köpeğe tuvalet eğitimi vermek oldukça güçtür. Hatta bazı durumlarda imkansızdır. Böyle yavruların eğitimleri güçleşir ve çok uzun zaman alır. Devamlı gözetim altında bulundurulamayan yavrulara tuvalet eğitimi verilmesi yukarıda anlatıldığı gibi köpeğin yanlış yerlere tuvaletini yapması engellenemeyeceğinden zordur.

YENİ ALDIĞINIZ YAVRU KÖPEĞİNİZE TUVALET EĞİTİMİ VERİLMESİ İÇİN HERHANGİ BİR EĞİTMENE VEYA EĞİTİM YERİNE BAŞVURMAYINIZ. TUVALET EĞİTİMİNİ SİZİN KENDİ EVİNİZDE VERMENİZ GEREKMEKTEDİR. KİMSE SİZİN KÖPEĞİNİZE TUVALET EĞİTİMİ VEREMEZ. SADECE NELER YAPMANIZ GEREKTİĞİNİ SÖYLEYEBİLİRLER. KÖPEĞİN TUVALET ALIŞKANLIĞINI KAZANMASI İÇİN BELLİ BİR SÜREYE GEREKSİNİMİ VARDIR. EĞER HERŞEYİ GEREKTİĞİ GİBİ YAPARSANIZ KÖPEK ZATEN TUVALET ALIŞKANLIĞINI BU ZAMAN SÜRESİNDE KAZANACAKTIR, EĞİTMENİN YAPMASI GEREKEN BİRŞEY YOKTUR. BUNUN İÇİN KÖPEĞİNİZİ BİR EĞİTİM YERİNE GÖNDERMENİZ BOŞUNA PARANIZIN HARCANMASINA VE KÖPEĞİNİZİN GEREKSİZ YERE EVDEN AYRILIP STRESE GİRMESİNE NEDEN OLACAKTIR.

SABAH İŞE GİDİP AKŞAM GELİYORSANIZ, KÖPEK İLE EVDE İLGİLENECEK BİRİSİ YOKSA KÖPEĞİNİZİN TUVALET ALIŞKANLIĞINI KAZANMASI UZUN SÜRECEK BELKİDE HİÇ OLMAYACAKTIR. SİZ DE BOŞ YERE EĞİTMEN EĞİTMEN DOLAŞARAK DERDİNİZE ÇARE ARAYACAK VE BULAMAYACAKSINIZ.

KEDİLERDE DOĞUM

Ekleyen: Derya KILIÇOĞLU  :  Katagori: Kedi

KEDİLERDE DOĞUM ve DOĞUM iLE İLGİLİ SORUNLAR

Kedilerin hamilelik süresi ortalama olarak 63-68 gün arasında değişir. Bazen 61. günde ya da 70. günde de doğum görülebilir. Hamile kalmış bir dişi kedi hamile kaldıktan 2-3 hafta sonra kızışma dönemini geride bırakır ve çiftleşme isteği göstermez. Göğüs uçları belirginleşmeye ve tombullaşmaya başlar. Ama dördüncü haftaya gelene kadar kedinizin karnında belirgin bir şişlik göremezsiniz. Dördüncü haftadan sonra karındaki şişlik gözle görülür hale gelir ve memeleri büyür.

Hamile kedileri hamilelikleri boyunca normal kilolarının yaklaşık % 20-25 fazlasına çıkarlar. Bu dönemde beslenme önemlidir. O sebeple genellikle normal beslenmesine devam edilmelidir ama daha besleyici yiyecekler verilmelidir. (Hamile kediler için özel mamalar bulunmaktadır.) Beslenmede aşırıya kaçılmamalı, aşırı kilo almasına sebep olunmamalıdır. Ayrıca, hamile kedi normal yaşamından alıkonulmamalıdır. (Tabii normal yaşamında nispeten tehlikeli alanlarda dolaşabiliyorsa hamilelik döneminde daha kontrollü olmakta fayda vardır.)

Hamileliğin 28. günde bebeklerin bütün iç organları oluşmuştur. Embriyolar yaklaşık 2.5 cm. Büyüklüğündedir, iskelet yapısı ise hamileliğin 40. gününde gelişmeye başlar ve 50. günde gelişim tamamlanmış olur.

Hamile kedi doğumdan yaklaşık bir hafta önce doğum için uygun ve güvenilir bir yer arama başlar. Ev kedileri için en uygun mekan giysi dolap içleri ya da nispeten kuytu bölgelerdir. Ama bir sepet ya da kuytu köşeye konmuş geniş bir kutu da hamile kedi tarafından doğumhane ve bebeklerin ilk günlerinin yuvası olarak seçilebilir. Ama yuva konusunda hamile kedi zorlanmamalıdır. Seçim ona bırakılmalıdır. (Benim kızım doğum için alınan muhteşem sepeti yerine eski giysi dolabını tercih etmişti.)

Hamile kedilerin stresten uzak tutulması gerekir. Ayrıca doğum sırasında olası hastalık belirtileri ya da olağandışı durumların gözlemlenmesi halinde veteriner desteği geciktirilmemelidir. Ayrıca hamile kedilerde zaman zaman hemoroid sıkıntısı baş gösterebilir. Hemoroid sıkıntısının hafifletilmesi hususunda veterinerinize danışabilirsiniz. (Anüse ılık suya batırılmış pamukla masaj yapılması ve vazelinle kremlenmesinin rahatlatıcı etkisi olabilir. Ayrıca katı beslenme yerine daha sulu beslenmede tuvalete çıkmayı kolaylaştıracaktır.)

Doğuma Hazırlık

Doğum öncesinde siz de hazırlığınızı yapmalısınız.

İşte Büyük Anne ya da Büyük Baba�nın Doğum Çantası ;

2-3 adet temiz yüz havlusu ve temiz bezler,

� Temiz Bir Makas (Göbek bağını kesemeyen anneye yardım için)

� Kedi Pompası (Kedi yavrularının burnunda bazen mukoza kalabilir ve nefes almalarını zorlaştırır. Pompa bebeğin burnundan içeriye hava verecek şekilde değil,burun içindeki mukozayı emecek şekilde kullanılır. Bunun için pompa sıkılı iken burun içine hafifçe sokulur ve burun içindeyken pompa serbest bırakılır. İğnesi çıkarılmış bir şırınga da bu işi görebilir)

� Temiz diş ipi (Göbek bağını bağlamakta kullanılmak için)

� Vazelin (Çıkmakta zorlanan yavruyu dışarıya çıkarabilmeye yardımcı olmak için)

� Dezenfektan

� Şırıngası çıkarılmış yeni bir şırınga

� Temiz kauçuk eldiven (mümkünse operasyonlarda kullanılanlardan. Eczanelerde bulunabiliyor.)

� Kedi yavrusu için biberon ve anne süt tozu (şayet anne kedi bebeklerine bakmayı reddederse beslenmeyi geciktirmemek için)

Doğum

Muhteşem saatlerin başlamasından önce hamile kedi doğumun başlayacağının işaretini verir. Doğuma beş kala, ağız şapırdamaları başlar, yattığı yere mukoza salgıları bırakabilir, nefes alışı hızlanır. Daha sonra ağız şapırdamaları çoğalır, nefes alış derinleşir. Bazı hamile kediler miyavlayarak dolaşma eğilimindedirler. Doğumun başlaması hamile kedinin vulvasından (cinsel organı) su gelmesi ve doğum kesesinin görünmesiyle başlar.

Doğum yapılan yerin temiz olması gerekir. Hamile kedinin altında geniş bir havlu ya da bez yayılı olması akıntıların emilmesine yardımcı olacaktır.

İlk bebek 20 dakika içinde doğar. Diğer bebekler genellikle arkası arkasına gelir ama bazen diğer bebeklerin gelişi daha uzun da sürebilir. Nadiren de olsa doğumun tamamlanması 24 saat sürebilir. Böylesi bir durumda anne kediyi besleyici yiyeceklerle desteklemekte fayda vardır. Ama doğum anında ters giden bir olayla karşılaşılması halinde veteriner haberdar edilmelidir. Hatta doğum olayı başladığında veterinerinizi haberdar etmeli ve acil bir durumda çağrılmaya hazır olması rica edilmelidir.

Her bebeğin normalde önce başı gelir. Anne kedi dili ile gelen bebeği hemen yalamaya başlayarak onun ilk nefesini almasını sağlar. Bebekler ağlar ve gerinirler. Bu aynı zamanda onların sağlıklı olduklarının da bir göstergesidir.

Anne kedi bebek ile arasındaki kordon bağını dişi ile keser ve plezantayı genellikle yer. (Sokak kedileri için bu ilk değerli besindir.) Bebekler doğar doğmaz annelerinin karın bölgesinde toplaşırlar ve annelerinin memelerine uzanırlar. Kedi yavruları, nispeten sağırdırlar ve gözleri henüz görmez.

Genellikle kediler bir doğumda iki ile altı arasında bebek doğururlar.

Normal doğum sırasında bebekler tutularak çekilmeye kesinlikle çalışılmamalıdır. Hatta mümkünse bebeklere dokunulmamalıdır.

Doğum ve Stres

Hamile kedi doğuma başladığında yanında başka bir kedi olmamalı ve kendini güvende hissetmelidir. Normal akışındaki doğum sırasında müdehalede bulunulmamalı, yer değişikliğine kalkışılmamalı, doğum tamamlana dek herşeyi yolunda olması kaydıyla gözlemci olarak odada kalınmalıdır. Bazı kediler kimseyi yanlarında istemezler. Bu durumda göz kontrolünü ara ara yapmakta fayda vardır. Kimi kediler doğumdan sonra bebeklerine yaklaşılmasını istemezler, kimileri ise yaklaşılmasına izin verirler. Kedinizin bu kararını saygıyla karşılamalı ve onun isteğine uymalısınız. Ayrıca doğumdan sonraki günlerde kesinlikle yavru kedileri ne sebeple olursa olsun annelerinden ayırmamalı ve fazla elinizde tutmamalı ya da ev içinde gezdirmeye çalışmamalısınız.

İlk Kez Anne Olan Kediler

Genellikle ilk kez anne olacak kediler için doğumdan ürkmesi ve çocuklarını istememesi gibi kaygılar duyulur. Bazı kediler için doğum travmatik bir etki yaratabilir ve yaşadığı ağrı ve acıdan dolayı korkarak ürkebilir. Doğumdan sonra eğer anne kedi yavrulara ilgi göstermiyorsa yavrularına ilgi göstermesi yönünde teşvik edilmelidir. Doğum sonrasında asla ve asla stres yaratılmamalı, sevecen bir tavır ile anne ile yavruların birlikteliği sağlanmalıdır. Ama eğer her çabaya rağmen anne kedi bebeklerini reddediyorsa işiniz gerçekten zordur, çünkü yavru kedileri yaşatma çabası size düşecektir. Bu konuda kesinlikle bir veteriner yardımına ihtiyaç duyacaksınız. Böylesi bir durumda umudunuzu yitirmeyin. Gerçekten samimi ve emek-yoğun bir çaba ile yavrular hayatta kalabilir ve yaşamlarını sürdürebilirler.

Doğumdan Sonra

Başa Dön

Doğumun tamamlanmasından üç dört saat sonra kedinizin altındaki havlu ya da şilteyi değiştirebilirsiniz. Anne kedi genellikle 2-3 gün içinde normal sağlığına geri döner. Doğumun tamamlanmasından sonraki günlerde anne kediye normalin 3 katı yemek verilmelidir. Su bu beslenmede önemli bir yer tutmaktadır.

Komplikasyonlar

Bebeğin ters gelmesi

Bazen bebek kedinin başı yerine kuyruğu ilk olarak gelir. Bu durumda yavru kedinin çıkışı kontrol altında izlenmeli, zorluk halinde kauçuk eldiven giyilerek, parmak kanca şekline getirilip bebek çok yavaşça vulvadan çekilmeye çalışılmalıdır. Bu işlem sırasında vulvanın çevresine vazelin sürülmesinin çıkmayı kolaylaştırması mümkündür.

Anne kedinin kalçasını duvara yaslaması

Doğum sırasında telaşa kapılan kimi kediler arka taraflarını duvara/dolaba yaslayarak çıkmakta olan yavru ve kendisi için komplikasyon yaratabilir. Bu durumda hamile kediye engel olunmalı ve kendisini dayamaya çalıştığı yerden uzak tutulmamalıdır.

Doğum kesesinin çıkmadan anne kedice yırtılması

Bu durumda bazen komplikasyonlar oluşabilir. Bebeğin çıkması zorlaşabilir ve çıkış sırasında yavrunun beyninin zarar görme ihtimali belirebilir. Vulvanın çevresine vazelin sürülmesinin çıkmayı kolaylaştırması mümkündür.

Bebeğin ayağının doğum kanalında takılı kalması

Bu da ciddi bir durum olabilir. Durum dikkatle gözlemlenmeli. Özellikle bu durum hem anne kedi hem de yavru için oldukça yorucu olabilir. Bu durumda yavru kedinin çıkışı kontrol altında izlenmeli, zorluk halinde kauçuk eldiven giyilerek, parmak kanca şekline getirilip bebek çok yavaşça vulvadan çekilmeye çalışılmalıdır. Bu işlem sırasında vulvanın çevresine vazelin sürülmesinin çıkmayı kolaylaştırması mümkündür. Ama çıkma işlemi çok uzun sürdü ise veteriner çağrılmalıdır.

Ölü doğum

Ne yazık ki bazen ölü doğum da söz konusudur. Ölü doğum halinde yavru kedi her ihtimale karşı hemen alınmalı, hafifçe sallandıktan sonra burun ve ağzından suni teneffüs yaptırılmalıdır. Bazen ölü doğan yavru kediler suni teneffüs sonrası yaşama dönmektedirler. Şayet yavru kurtarılamıyorsa anne kedinin yanından alınmalıdır. Zira anne kedi normal davranışları göstermeyen ölü doğan yavrusuna dikaktini yönelterek doğum olayını tamamlamakta zorlanabilir.

Sezeryan

Bazı dişi kedilerin normal doğum yapmaları çok zor olabilir. Bu durumda sezeryan ile doğum en iyi çözümdür. Ama sezeryanın yapılıp yapılamayacağı kararını bir veteriner verebilir.

Doğuma Bağlı Hastalıklar

� Pyometra ; Rahim enfeksiyonu.. Rahmin enfeksiyon kapması, ağır vakalarda antibiyotik tedavisi gerekir.

� Süt hasatlığı ;Bazı anne kediler yavrularını emzirmekten dolayı kendi ihtiyaçları olan kalsiyumu da kaybedebilirler, bu durumda veterinere danışarak kalsiyum desteği sağlanmalıdır.

� Mastitis ;Emziren anne kedinin meme çevresi ya da uçlarının yara olması ya da enfeksiyon kapması durumu. Bu durumda antibiyotikli kremler kullanılması gerekmektedir.

� Süt Azlığı; Bazı anne kedilerin sütü azdır ve yavrularına yetişmeyebilir. Sütü arttırıcı beslenme mümkünse de başarılı olunmaması halinde anne kedinin yavruları beslemesine yardımcı olunmalı ve anne sütü tozu ile yavrular kedi biberonu kullanılarak beslenmelidir.

Bebeklerde Görülen Anormallikler

Yeni doğmuş kedilerde az da olsa aşağıdaki anormallikler görülebilir. Bunların varlığı halinde veterinerinize mutlaka danışmalısınız.

� Yarık dudak

� Görme azlığı

� Kalp sorunları

� Fıtık

� Dışarı çıkmış barsak

KEDİ VE KÖPEKLERDE ZEHİRLENME

Ekleyen: Derya KILIÇOĞLU  :  Katagori: Genel, Kedi, Köpek

Kedi ve köpek gibi evcil hayvanların zehirlenmeleri dikkatsizlik sonucu olmaktadır. Evlerin temizliğinde kullanılan kimyasal içerikli sıvılar, fare,böcekler gibi haşerelerin ilaçlanmasındaki kullanılan zehirler,kokuşmuş gıdalar ve bekletilen çöpler zehirlenmelere sebep olmaktadır. Yaz aylarında ormanlık, otlu,çalılı arazide yenen bir bitki veya yılan sokması da nedenlerden sayılabilir. Genellikle av köpeklerinde yılan zehirlenmesi sıklıkla görülür. Fabrikalarda, işyerlerinde fare mücadelesinde kullanılan palet şeklindeki fare zehirlerinin köpekler tarafından yenilmesinden. Zehirlenerek ölmüş bir farenin kediler tarafından yenmesi. Bazı belediyelerin ve bazı sadist kişilerin kedi ve köpeklere zehirli et veya gıda maddesi vermeleri.   Kedi ve köpeklerdeki zehirlenme olayının öncelikle tanımlanması gerekmektedir. Zehirlenmenin tanınabilmesi şu koşullarla olanaklıdır. 1)Zehirin hayvan tarafından alındığının görülmüş olması. 2)Zehirin saptanmiş olması. 3)Belirgin bir şekilde zehirlenmeyle ilgili klinik semptomlar gözlenmeli. 4)Hayvanın yediği yiyecek ve kaplarındaki artıklar toksikolojik muayeneye gönderilmelidir.   Kedi ve köpekler zehirlerin birçok muhtemel kaynağı vardır. Bunlar: İçerideki ve dışarıdaki birçok bitki.   Doktor reçetesiyle verilen birçok ilaçlar, bunlar hayvanlar için yazılıp yanlış miktarda verilmiş olabilir veya evdeki başka birine ait olup kazara hayvan tarafından yenebilir.   Temizlik sıvıları, antifriz, sıçan veya fare yemi karınca yemi ve diğer haşere ilaçları, bitki ilaçları kurşun bazlı boya ve kurutulmuş çiçek karışımı içeren ev kimyasalları.   Aketaminopen, aspirin veya ibrofen , parasetamol gibi reçetesiz ilaçlar.Özellikle kediler aspirine karşı aşırı duyarlılık gösterirler.   Pire tozları, spreyler şampuanlar ve antiparaziter solüsyonlar gibi güncel ürünler.   Karbon monoksit gibi solunan ürünler.   Çikolata ve küflenmiş peyniri içeren ev yiyecekleri.   Esrar, kokain, amfetamin ve alkol gibi ilaçlar.   ZEHİRLENME NEDENLERİ   Kazara yutma. Hayvana kötü muamele.Öldürme amaçlı zehirleme. İçeriğini anlamadan hayvana uygun olmaya ilaç verme.İnsanlara iyi geldiği düşünülüp,hayvanlara verilmesi. Çikolata ve küflü peynir gibi hayvana zehirli olacak yiyecekler yeme. Çöp yeme. Fare gibi zararlılara karşı kullanılan yemleri yeme. Yılan ,akrep sokması.   Veterinere danışmadan asla hayvana retçesin ilaç vermeyin. İnsanlara özel ’’İbrufen ve akteminopen ,salisilik asit’’ gibi reçetesiz ilaçlar hayvanlar için zehirleyici olur.   ZEHİRLENME BELİRTİLERİ   Zehirler yenebilir, solunabilir veya deri yoluyla emilebilir. Zehirlenmenin belirtileri hemen görülebilir, saatler ya da günlerde alabilir. Kusma veya ishal (kan ya da yutulan zehirden parçalar bulunur veya bulunmaz). Felçler veya aşırı heyecan, titreme, depresyon, uyuşukluluk veya koma gibi diğer anormal zihinsel süreçler/ durumlar. Salya akıtma (ağızda sulanma veya köpürme) Şişmiş, kızarmış, tahriş olmuş deri ya da gözler. Ağızda yaralar, dudakların veya derini yanması. Ağız ayda anüsten kan gelmesi veya herhangi bir vücut çürüğü. Eve ya da bahçeye çiçek almadan önce hayvanlar için zehirleyici olan ve olmayan bitkileri veterinerinize sorun. Zararsızlığında emin olmadıkça her bitkinin zararlı olabileceğini fark edin.   ZEHİRLENMEDE İLK YARDIM   1-Mukoza zar rengini kontrol edin . Belli zehirler renkte belli değişikliklere yol açar. Örneğin, kediler de akataminopen zehirlenmesi kahverengi mukoza zarı rengine yol açar ve parlak kırmızı mukoza zarı rengi karbon monoksit zehirlenmelerinde oluşur. 2-Kılcal geri doldurma zamanını kontrol edin. 4-Hayvanın zihinsel durumunu kontrol edin, felçler, artmış heyecan, düzensizlik, depresyon veya komanın olup olmadığına bakın. 5-Veterinerinize veya veteriner acil durum kliniğini arayın. Mümkünse aşağıdaki bilgileri hazırda bulundurun. Zehİrin gerçek adı.(Zehirin prospektüsünü saklayın.) Hayvanın ne kadar yediği ya da maruz kaldığı. Maruz kalma veya yutma ne kadar önce oluştuğu. Hayvanın hayat belirtileri (Isı, kalp oranı, soluma oranı, kılcal geri doldurma süreci, mukoza zarı rengi). Hayvanın tahmini ağırlığı.   GÜNCEL ZEHİRLER   1-Veterinerinizi veya veteriner fakültesinin farmakolaji bölümünden zehirler hakkında bilgi almak için ayrın . 2-hayvanı bol suyla yıkayın. Hayvanınız pire ürünlerine reaksiyon gösteriyorsa yumuşak bir sabun veya bebek şampuanı kullanılabilir. Yağ bazlı zehirler (petrol ürünleri gibi) için bulaşık yıkama sıvıları kullanın. Su zehiri harekete geçirebileceğinden hayvanı ıslatmadan önce veterinerinizi arayın. 3-Zehir gözdeyse gözü bol miktar su veya steril göz losyonuyla temizleyin.   SOLUNAN ZEHİRLER: Karbon monoksit gibi gazlar zehirlenmelere yol açabilir 1-Mümkün oldukça çabuk şekilli hayvanı temiz havaya çıkarın. 2-İhtiyaç halinde suni solunum uygulayın . 3-Şoku kontrol edin.   YUTULAN ZEHİRLER: Kusturmak uygun olabilir ama bir veterinerinizle konuşmadan kusturmayın. Bazıyakıcı maddelerle süt uygulamak uygun olabilir, ama bu duruma göre karar verilmelidir.Halk arasında yoğurt yedirmekte yaygındır.Yoğurt bazı zehirlerin emilimini engellemektedir. Veteriner hekimin yardımına başvurun. Aşağıdaki durumlarda hayvanı kusturmaya çalışmayın: Hayvan nefes alma güçlüğü çekiyor. Hayvan gergin, alışılmadık şekilde heyecanlı ya da nöbet geçiriyorsa. Hayvan bilinçsizse. Zehir şüpheli veya yakıcı bir madde (lavabo açıcı gibi), bir asit(pildeki gibi) veya petrol bazlı bir üründür. Hayvanın kalp oranı çok düşüktür . Yenen nesne keskin ya da sivri uçlu ise. Önceden bir şişme varsa . Bir zehir kutusunun üstünde kusturmayın yazıyorsa.   NASIL KUSTURULUR? Veterineriniz öneriyorsa ağız yoluyla evdeki hidrojen peroksit (%3 miktarında ) verebilirsiniz. Yani vücut ağırlığının her 500 gr ‘mı için bir çay kaşığı, veterinere giderken 3 kereye kadar her 15–20 dakikada bir uygulanabilir. Köpeğinizin ne yediğinden emin değilseniz, kusmuğu hastaneye götürün maddenin ne olduğunu biliyorsanız kusmuk ve zehrin olduğu kabı alın her tür zehirlenme olayında hayvanınızı mümkün olduğunca çabuk veterinere götürün. Kusturamıyorsanız, hayvanın midesinin pompalanmaya ihtiyacı olabilir. Yutma bir süre önce olmuş ve zehir zaten kısmen emilmişse daha fazla emilmeyi engelleme çabalarıgerekli olacaktır, buna hayvana tıbbi kömür vermek de dâhil olabilir. Birkaç zehrin panzehiri vardı. Panzehiri belirlemek için veteriner hayvanın ne yediğini bilmelidir.

KÖPEKLERDE KALÇA ÇIKIKLIĞI

Ekleyen: Derya KILIÇOĞLU  :  Katagori: Köpek

KÖPEKLERDE KALÇA ÇIKIĞI ( Kalça Displazisi )
*Kalça displazisi coxa-femoral eklemde görülen ve stabilize bozukluğu oluşturan bir gelişim anomalisidir. 

*Bu hastalıkta coxa-femoral eklemdeki anomali, caput femoris’in acetabulum’a tam uyumunu engeller. Yürüyüşte görülen bozukluk bunun tipik belirtisidir.

*Greyhound ırkının dışında bütün köpek ırklarında görülebilir. Daha çok büyük boy ve ağırlığı 10 kg’ ın üzerinde olan köpek ırklarında özellikle Alman, Belçika ve Pyrene kurt köpekleri, Boxer, Rotweilller, Golden ve Labrador retriever ırkı köpeklerde daha fazla rastlanır. Az da olsa Doberman ırkında da kalça displazisine rastlanmaktadır.

Hastalığın Sebebi

*Bir faktöre vaya birbiri ile ilgisi olan sayısız faktöre bağlı olabilir. Daha çok kalıtımsal bir meyil vardır. Genlerin çok önemli bir role sahip olduklarını bilmemize rağmen, çevresel faktörlerin ,beslenme ve diyetin de etkisi bilinmektedir. Hastalığın oluşmasında cinsiyetin herhangi bir etkisi olmamasına karşın, hayvanın ağırlığının rolü bulunduğu görüşü hakimdir.

*Kalçadaki pelvis kaslarının gelişim anomalileri ve eklem gevşekliğide esas nedenler arasındadır.

*Bu hastalıkta coxa-femoral eklemdeki anomali, caput femoris’in acetabulum’a tam uyumunu engeller. Yürüyüşte görülen bozukluk bunun tipik belirtisidir. Zaman içinde mikro travmalar kemik ve çevresindeki yumuşak dokularda tahribat yapabilir.

Hastalığın Belirtileri

*Genç köpekler yattıkları yerden kalkmakta isteksiz davranırlar. Yürüyüş ve koşmalarda çabuk yorulurlar. Yürüyüşte arka bacaklar sallantılıdır. Oturuşta ise asimetri gözlenir. Rahatsız edici ağrıya bağlı olarak huy değişikliği görülür. İlerlemiş olgularda kalça ekleminde oluşabilecek çıkık, elle muayenede kolayca tesbit edilir.

*Yaşı ilerlemiş olan köpeklerde belirtiler dikkat çekici şekilde artmıştır. Hayvanın hareketleri güçleşir ve isteksizdir. “tavşan yürüyüşü” diye tanımlanan tablo gözlenir.

Hastalığın Tanısı

*Özellikle bir yaşın üzerindeki köpeklerde kesin tanıya varılır. Olguların % 90′ ında lezyonlar bilateral olarak şekillenir.

*Hastalığın teşhisi klinik belirtilerin yanında genellikle röntgen bazında konur. Bir yaşından küçük olan köpeklerde normal veya biraz anormal kalça arasında ayrım güç olduğundan tanı zordur.

*Displazik olgularda, acetabulum normale oranla derinliği kaybolmuştur.Caput femorisler yassılaşmış ve dolayısıyla acetabulumla tam bir uyum içinde değildir ve eklemlerde dejeneratif bozukluklara rastlanması tanıyı kolaylaştırır.

Hastalığın Tedavisi

*Kesin bir tedavisi olmamasına karşın medikal ve cerrahi yöntemler uygulanmaktadır.

*Kortizon, Vit E, Vit C ve selenyum gibi ilaçlarla semptomatik sağaltım denemeleri dışında henüz medikal bir tedavi şekli yoktur. Medikal tedavide amaç hastanın daha fazla ağrı duymasını engellemek esasına dayanır.

*Konservatif olarak ısı, masaj ve mikro-dalga gibi fiyoterapötik girişimler ile hayvanın kilo almasını önleyecek diyet uygulamaları düşünülebilir.

*Son yıllarda acupunctur uygulamaları da kalça displazisinin tedavisinde denenmektedir. Bu yöntemden beklenecek husus bazı kalça ağrılarının hafifletmekten öteye geçmez.

*Semptomatik tedaviye yanıt vermeyen olgularda operatif tedavi yöntemlerine başvurulur.

*Cerrahi tedaviler kas veya sinir değiştirme, ya da tüm kalçanın değiştirilmesi arasında değişir. En yaygın cerrahi yöntem, suni eklem kesme diye adlandırılır ve mafsalın kalça kemiğinden uzaklaştırılmasını kapsar. Kalçadaki kemikten kemiğe teması yok ettiği için displaziye bağlı olarak gelişen ağrıyı ortadan kaldırır.